Evliydi abim. Beş yaşında oğlu vardı tıpkı abime benziyordu. Eşi bir aylık hamileydi. Çok istemişlerdi ikinci çocuğu nasıl sevinmiştik duyduğumuzda..
Sabahın erken vakti çıkmışlardı yola biz köye gidiyoruz babama gidiyoruz diye gülerek. Tuğba anne bir şey olur bizde gideriz sen duramazsın burada dedi. Ne olacakta geleceksiniz diye güldüler.
Babam 15 sene öncesi tek başına gitmişti köye.Hiç unutmam giderken de şöyle demişti:
“Ben şu şirin dünyayı bir görüp geleyim.“
Ertesi gün hepimiz ordaydık. Hak etmedi yakışmadı o tabuta veda bile edemeden çekti gitti.
Acı haber beklemeden geldi. Telefonun çalmasından belliydi. Yakıştıramadım ölümü genceciktin. Abim ve yengem, ikisi de çok âşıktı. Birbirlerinden ayrılmazlar sabah akşam görmeseler telefonda konuşurlardı uzun uzun. Babalar günüydü babamın mezarlığına gidiyorlardı. Görmeyecekti belki ama gene de mezarı başında kutlayacaktı babamın babalar gününü baba diyecekti içinden geçenleri söyleyecekti.
Özlemini anlatacaktı.
Olmadı, yolda feci bir şekilde trafik kazası geçirdi dayanamadı şoför koltuğu komple göçmüştü oracıkta teslim etti ruhunu gözleri açık kaldı. Hasretti çünkü eşine çocuğuna yeni doğacak bebeğine hasretti. Doyamadan gitti. Kara haber bize geldiğinde gözyaşlarımız yüzümüzde kaldı öylece çıktık yola. Sabah varabildik köye isyanlar koptu her birimiz perişandık çünkü abim yoktu.
Ne diyecektik oğluna?
Baban öldü Mehmet diyebilir miydik?
Abim öldü.
Yetim kaldın Mehmet... Baban dedenin yanına gitti. Gelmeyecek artık yanına diyebilir miydik?
Nasıl unutacaktık unutamazdık. Doğmamış bebeğinin minicik eline dokunamadan gittin.
Aynı acıyı sende oğluna ve doğmamış bebeğine miras bıraktın.