bu aşk
kapı kapı gezip seni mırıldanmayacak
ciğer dağlamayacak köhne bir şarkının nakaratıyla
solgun ışıklarda ahşap dokusundan söküp alnını
masalardan yuvarlanmayacak kadehlerce
derin derin içine çekip, efkar dumanı salmayacak bu aşk
yağmurlu hüzünlere batırıp çıkarmayacak kendini
güller demetler koklaşmalar
sulu sepken dil dökmeler
gamzelerden yuvarlanan kahkahalarda ölüp dirilmeler
kırık dallara sevda sözü takıp niyetlenmeler
dilek ağaçları
hiçbiri olmayacak
yara da yok iz de bu aşkta
tüten mektuplar, rujlu dudak mühürler
akşam sefası tohum dökmeyecek kara kara
rüzgarla kokusu vurdukça içine kapanmayacak
sıradanlaşmayacak bu aşk
geriye gösterisiz bir öz kalacak sevgili
mevsim ne olursa olsun diyorum o zaman
nerden eserse essin, saatte kaç şiddetinde aşk
hissedilen, tendeki ürperti kadar yalın bir aşk kalacak
işte o aşkla bakınca sen tomurcuğa
içi içine sığmaz bir gülücükle çiçeğini açmaya koyulacak.
tanımlar mısın aşkı diye soracaklar sana
tomurcuğa al pembe çiçek açtıran bakıştır diyeceksin
anlamayacaklar.